Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ABDUSSELAM DEĞER
Türk Eğitim Sistemi
24 Ocak 2012 Salı 16:39

Uluslararası Sivil ve Politik Haklar Antlaşması (International Covenant on Civil and Political Rights), Uluslararası Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklar Antlaşmasın da (International Covenant on Economic, Social, and Cultural Rights) egitim Hakkı özetle; devletler, egitimin, insan kişiliğinin tam olarak gelişmesi ve temel özgürlükler ve insan haklarına saygı bilincinin güçlendirilmesi amacıyla yönlendirilmesini kabul etmişlerdir. Eğitim Hakkı, 1948 Evrensel İnsan Hakları Beyannamesinde, cinsiyet, ırk, etnik yapı ve ulus gibi ayrımları gözetmeksizin her bireyin hakkı oldugu açıklanmıştır. Bununla birlikte, 1952 yılındaki Avrupa Insan Hakları ve Temel Özgürlükleri Koruma Antlaşmasında, bir protokolle özel olarak yer aldığı bilinmektedir.

Türkiye’de egitimin kamusal bir görev olarak adledilmesi, Osmanlıdaki, 1839 tarihindeki Tanzimat dönemine dayanmaktadır. 1869 yılında, Maarif-i Umumiye Nizannamesi’nde ilkögretimin her vatandaşa zorunlu ve parasız olduguna yer verilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti’nin 1923’de kurulmasından sonra 1924 Anayasasında, ilkögretim bir hak olarak devletin sorumlulugunda her iki cinsiyet için zorunlu ve parasız olması kabul edildiği, 1924 yılında ise kabul edilen Ögretim Birligi Yasası, tüm bilim ve egitim kurumlarını Milli Egitim Bakanlığı altında toplandığı, bütün dini okulların kaldırıldığı ve yabancı okulları devlet kontrolüne alındığı gözlemlenmektedir. Tek parti dönemi egitim politikaları (1923-1946) yılları çerçevesinde, Milli Egitim Bakanlığı tarafından, Gezici Köy Kadınları Kursları, Köy Erkek Sanat kursları, Köy Enstitüleri kurulmuştur. 1961 Anayasasında, egitim hakkı, bireysel hak ve sorumluluklar ile sosyal ve ekonomik hak ve sorumluluklar bölümleri olmak üzere iki başlık altında geçmiş ve bu anayasada devlete, bireyin maddi ve manevi yönden geliştirmesi sorumlulugu verdiği görülmektedir. Bununla birlikte, 1961 Anayasası, üniversitelerin akademik ve idari bağlamda özerkligini değiştirdiği, 1997 yılınde ise zorunlu ilkögretim 5 kldan 8 yıla çıkarıldığı bilinmektedir. Bu gün itibarı ile, Türkiyede, okul öncesi eğitimden orta öğretime kadar geniş bir yelpazede, ülkemizde, 16,8 milyon öğrenci bulunduğu, bu öğrenciler 69.684 okulda 774.363 öğretmen tarafından eğitilmektedir. Bu rakamların da gösterdiği üzere ülkemizde genç bir nüfus vardır. Öğrenci sayısının yarısından fazlası henüz eğitim çağının başında ilköğretim çağında yer almaktadır. Ayrıca kamu görevlileri içerisinde en ağırlıklı yeri eğitim görevlileri tutmaktadır. Toplam kamudaki görevlilerin % 35’i eğitim alanında çalıştığı izlenmektedir.

Aşağıdaki Tablo ’da 1997 – 2011 yılları arasında Eğitim Harcamalarının, Gayri Safi Yurtiçi Hâsıla (GSYIH) ile Konsolide/Merkezi Yönetim Bütçesinin Milli Eğitim Bakanlığı Bütçesine Oranları gösterilmektedir.

resim1.jpg

 

Ülkemizde 1923 yılında 361.500 öğrenci örgün öğretim görürken bu sayı 2011 yılında 46 kat artarak 16,8 milyon olmuştur. Konsolide bütçe içerisinde son 13 yıllık süreçte eğitim harcamaları dalgalı bir görüntü sergilemektedir. MEB yatırım bütçesinin konsolide bütçeye oranı 2008 ve 2009 yıllarında, % 0,58 oranı ile son 13 yılın en düşük seviyesinde gerçekleşmiştir. Son 13 yılda MEB yatırım bütçesinin konsolide bütçeye oranı ise en yüksek %2,52 oranla 1998 yılıdır.  Konsolide bütçe içerisinde eğitim harcamalarının payı düşüktür. Yaşanan ekonomik krizlerden ekonomiyi çıkarmak için hazırlanan maliye politikalarında, kamu tasarruf politikası ön plana çıkartılarak mali disiplinin sağlanması hedeflenmiştir. Güçlü ekonomiye geçiş politikasının temelini bu iki kavram oluşturmuştur. Maliye politikasının temel hedefi, tasarruf ve mali disiplin politikasıyla birincil fazla oluşturmak, olmuştur. Yüksek faiz ödemeleri ve savunma harcamaları, personel giderleri gibi zorunlu harcamalar dikkate alındığında bütçe esnekliğinin kalmadığı görülmektedir. Böyle bir yapı içerisinde birincil fazla yaratmak amacıyla kamu harcamalarında tasarruf sağlanması, bütçede yer alan sosyal harcamaların kısılmasına neden olmuştur. Eğitim harcamalarının ekonomik tasnife göre dağılımı incelendiğinde ise, harcamalar içinde en yüksek payı personel harcamalarının aldığı görülmektedir. Eğitim harcamaları içerisinde personele yönelik harcamalar izlenen düşük ücret politikasının sonucu olarak artmazken diğer taraftan da öğretmen sayısında artış gözlemlenmektedir.  Ülkemizde 1923 yılında 12. 200 öğretmen görev yapmakta iken 2011 yılında kamu kesimindeki öğretmen sayısı 774.363 olmuştur. Bu iki gelişim birlikte değerlendirildiğinde eğitimde kişi başına personel harcamasının önemli ölçüde azaldığı gözlemlenmektedir. Konsolide Bütçe Harcamalarının dağılımının gelişmiş ülkelerdeki gibi sağlıklı olmadığı, Konsolide Bütçe Harcamalarının GSMH’ye göre artış hızı göstermektedir.  Buna sirayet eden en önemli faktör borç faizi ödemelerindeki artışlardır. Nitekim 2002 yılından bu yana konsolide bütçenin GSMH’ye oranı azalmaktadır. Bu azalma borç faiz ödemelerinin GSMH içindeki azalmasına bağlı olan bir gelişmedir. Sosyal harcamalar içinde en fazla paya sahip olan eğitim harcamaları bu sürecin yarattığı maliyeti sergileyen birinci kalemdir. Bu dönemde artan nüfus, artan üniversite sayısı, 8 yıllık temel eğitime geçiş gibi konuları da ele aldığımızda harcamaların görülen daralmanın ötesinde daha da olumsuz bir görünüm sergilediği bir gerçektir.

Türkiye nüfusunun yaklaşık %12’sini oluşturan engellilerin eğitim hakkından yeterince faydalanabildiklerini söylemek mümkün değildir. Sayıları 1 milyonu bulan 4-18 yaş arasındaki engelli çocukların ancak 30 bin kadarı eğitim hakkından yararlanabilmektedir. Türkiye’deki 8 milyon engellinin %36.3’ü okuma yazma bilmemektedir. Engelliler arasında ilkokul mezunlarının oranı %41 iken, yüksekokula devam edenlerin oranı sadece %2.24’tür. Yapısal sorunları olan eğitim sistemini günü birlik politikalarla geçiştirmek ülkenin geleceğine vurulmuş en büyük kötülük olacağı düşünülmekteir. Netice itibarı ile, Bütçeden, Milli Eğitim Bakanlığı’na ve yükseköğretime ayrılması düşünülen payların, eğitim sisteminin en temel ihtiyaçlarını karşıladığını, ancak, eğitim sisteminin geliştirilmesine yönelik yatırımların finansmanını karşılanmasında yetersiz kaldığı gözlenmektedir. Eğitim sisteminin yapısal sorunlarını çözecek projelerin finansmanın ise, kısa dönemde bütçenin fonksiyonel dağılımının revize edilmesi suretiyle, toplanacak kaynaklarla çözülebileceği, uzun dönemde ise,  mutlaka GSMH’nın artırılması ve bütçe yoluyla bu hasıladan eğitim sisitemine ayrılan payın arttırılması değerlendirilmektedir.  Netice itibarı ile, 1927 yılında okuma yazma oranı % 11 iken, bu oran 1935 yılında % 20.4 ve 1981 yılında % 69’dur. Günümüzde ise % 92.9 olduğu bilinmektedir. Türkiye’de Gelişmiş bölgelerin, gelir sevyesi ile eğitim düzeylerinin yüksek olması gerçeğinden hareketle,  konsolide bütçeninbüyük bir bölümünün gelir ve eğitim seviyesinin düşük olduğu gelişmemiş bölgelere ( özellikle kırsal kesimlerde ) aktarılmasını sağlayacak olan siyasal iktidarlara büyük görevler düştüğü yadsınamaz bir gerçektir. Türkiye’de Egitim Hakkı konusunda karşılaştığımız bir acı gerçek de bölgesel farklılıklardır. Okula kayıt oranları özellikle Dogu ve Güney Dogu Anadolu bölgesinde Türkiye ortalamasının çok altındadır. Bölgede göç ve yoksullugun neden oldugu özel sorunlar vardır. Bu nedenle, özel okullara çeşitli teşvik kredileri, gelir ve kurumlar vergisi muafiyeti vb. Sübvansiyonların miktarları artırılarak özel okulların sayısnın yükseltilmesi teşvik edilmeli, ve bu okullarda gelir sevyesi yüksek olan öğrencilerden yüksek katkı payı, gelir sevyesi düşük olan öğrenciden düşük ve/veya hiç katkı payının alınmaması durumunda gelişmiş bölgelerde eğitim sorunun adil bir şekilde çözülmesine katkı sağlayacağının yanında, gelişmemiş bölgelere de bütçeden aktarılacak kaynağın finansmana yardımcı olacağı düşünülmektedir.

www.belediyegazetesi.net

 

Bu yazı toplam 344 defa okunmuştur
Güzel yazı..
İstanbuldan Avcılardan
Mrb yazılarınızı ilk defa okudum güzel şeyler yazmışsınız.Sizi fırsat buldukça okumaya çalışcam.
29 Şubat 2012 Çarşamba 14:32
iskenderundan süpersin
hasn kaya
ekonomist genc dinamik kimlğe sahipsın ve bunu konuşturdun yazdığın her kelimeyi dikatli okudum tek kelimeyle harikasın
20 Şubat 2012 Pazartesi 18:46
Eğitim Ve Öğretim
Melda Saygın
Değerli hocam Türk eğitim sistemini çok güzel özetlemişsiniz.Bizim Tanzimat dönemiyle başlayan eğitim ve öğretimin kamusal görev kabul edilmesi bu konuda ne kadar köklü bir geçmişe sahip olduğumuzu gösteriyor.Ancak hala eğitim ve öğretimde evrensel bir standart yakalayabilmiş değiliz.Çok sayıda genç nüfusa ve öğrenciye sahip ülkemizde;Eğitim ve öğretim sistemimizin ezberci,sorgulamayan,bilimselliğin gözardı edildiği bir sistematiği olduğu aşikardır.Diyeceğim o dur ki bir çoğuna bizimde dahil olduğumuz sizin de yazınızda yer verdiğiniz Uluslararası Antlaşmalar ve Beyannameler doğrultusunda Avrupa Birliği kriterlerine de uyumlu şekilde eğitim ve öğretim sistemimizi revize etmemizin bir zorunluluk olduğu görüşündeyim.Saygılar efendim.
03 Şubat 2012 Cuma 21:41
Egitim.....
Baki SAĞLAM
Muhterem Hocam Yazınızın Her Kelimesini Zevkle Okudum Size Katılıyorum.Cok Güzel Bir Konuya Temas Etmişsiniz....
02 Şubat 2012 Perşembe 17:20
dipnot
Ömer Faruk AKDAŞ
Eğitim sistemi sürekli değişiyor çocuklar ve gençler ne yaptığını bilmez hale geldi. orta bi yol bulunsa da artık yeni nesil ne yaptığını bilen olsun.
02 Şubat 2012 Perşembe 14:09
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
HULUSİ ŞENTÜRK
TSE Bşk./Yerel Yönetimler Uzmanı
Prof. Dr. HASAN FEHİM ÜÇIŞIK
Doğuş Üni. Hukuk Fak. Dekanı
CEVDET TELLİOĞLU
İletişim Stratejileri Uzmanı