Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
Prof. Dr. HASAN FEHİM ÜÇIŞIK
İHEB ve Lozan Andlaşmasına Göre Din Özgürlüğü
15 Ekim 2011 Cumartesi 00:24

1948 yılında kabul ve ilan edilen Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin Önsözünden dehşetten ve yoksulluktan kurtulmuş insanların içinde söz ve inanma hürriyetlerine sahip olacaklarıbir dünyanın kurulmasının en yüksek amaç olarak ilan edilmiş bulunduğu, insanlık topluluğunun bütün fertleriyle bu bildirgeyi daima gözönünde tutarak öğretim ve eğitim yoluyla bu haklar ve hürriyetlere saygıyı geliştirmeye, gittikçe artan milli ve milletlerarası tedbirlerle bu hakların dünyaca fiilen tanınmasını ve tatbik edilmesini sağlamaya gayret etmeleri için bu Bildirgenin ilan edildiği belirtilmektedir.

Anılan Bildirgeye göre, her şahsın, fikir, vicdan ve din hürriyetine hakkı vardır; bu hak, din veya kanaat değiştirmek hürriyeti, dinini veya kanaatini tek başına veya topluca, açık olarak veya özel surette, öğretim, tatbikat, ibadet ve âyinlerle izhar etmek hürriyetini içerir (m.18). Eğitim, insan şahsiyetinin tam gelişmesini ve insan haklariyle ana hürriyetlere saygının kuvvetlenmesini istihdaf etmeli, bütün milletler, ırk ve din grupları arasında anlayış, hoşgörürlük ve dostluğu teşvik etmelidir. Ana baba, çocuklarına verilecek eğitim nev’ini tercihan seçmek hakkını haizdirler (m.26/II, III). Herkesin işbu Beyannameye aykırı her türlü ayırdedici muameleye karşı ve böyle bir ayırdedici muamele için yapılacak her türlü kışkırtmaya karşı eşit korunma hakkı vardır (m.7/II). Herkes, haklarını kullanmak ve hürriyetlerinden istifade etmek hususunda, ancak kanun ile sırf başkalarının hak ve hürriyetlerinin tanınmasını ve bunlara saygı gösterilmesini sağlamak maksadiyle ve demokratik bir cemiyette ahlâk, nizam ve genel refahın haklı icaplarını karşılamak için, tespit edilmiş kayıtlamalara tabidir (m.29/II).

1923 yılında imzalanan Lozan Andlaşmasının azınlıkların korunması konusundaki faslında (m.37- m.44), Türkiye’nin, bu konudaki andlaşma hükümlerinin temel kanun olarak tanınmasını ve hiçbir kanun, başkaca düzenleme veya resmi işlemin bu hükümlere aykırı veya öncelikli olmamasını taahhüt etmekte bulunduğu belirtilmektedir (m.37). Andlaşmaya göre, Türkiye Hükümeti, doğum, milliyet, dil, ırk veya din ayırımı yapmaksızın Türkiye ahalisinin tümüne hayat ve hürriyetlerinde tam koruma bahşetmeği taahhüt eder. Türkiye’nin bütün ahalisi, kamu düzeni ve genel adap ile bağdaşmaz nitelikte olmayan her din, mezhep veya itikadın, gerek genel ve gerek özel surette, serbestçe tatbiki hakkına sahip olacaklardır (m.38). Türkiye’nin bütün ahalisi, din ayırımı olmaksızın kanun nazarında eşit olacaklardır. Din, itikat veya mezhep farkı, hiçbir Türk tebaasının, medeni ve siyasi haklardan yararlanmasına ve kamu hizmetlerine kabulüne, memuriyete girmesine veya muhtelif meslek ve sanatları icra etmesine bir engel teşkil etmeyecektir. Her hangi Türkiye tebaasının, gerek özel veya ticari ilişkilerde, gerek din veya her nevi neşriyat hususunda ve gerek genel toplantılarda her hangi bir lisanı serbestçe kullanmasına karşı hiçbir kayıtlama konulmayacaktır (m.39). Gayrımüslim azınlıklara mensup olan Türk tebaası, hukuken ve fiilen, diğer Türk tebaaya tatbik edilen muamele ve teminattan yararlanacak ve özellikle, her türlü hayır kurumunu, dini veya sosyal kurumu, her türlü eğitim kurumunu kurmak, yönetmek ve denetlemek ve buralarda kendi dillerini serbestçe kullanmak ve dini ayinlerini serbestçe icra etmek hususlarında eşit hakka sahip bulunacak (m.40), önemli oranda bulundukları şehir ve ilçelerde, Devlet bütçesi ve diğer bütçelerden eğitim, din veya hayır işleri için konan meblağlardan yararlanma ve tahsislerde anılan azınlıklara adilane bir surette pay ayrılacaktır (m.41).

Türkiye Hükümeti, gayrımüslim azınlıkların, aile ve kişiler hukukuna ilişkin sorunlarının kendi örf ve adetlerine göre çözümlenmesine uygun her türlü hükmün konulmasına muvafakat eder. Türkiye Hükümeti, anılan azınlıklara ait kiliselere, havralara, mezarlıklara ve sair dini kurumlara her türlü korumayı bahşeylemeği taahhüt eder. Aynı azınlıkların Türkiye’de mevcut olan vakıflar ile dini ve hayır amaçlı kurumlarına her türlü kolaylık gösterilecek ve yenilerinin kurulmasında bu gibi diğer özel kuruluşlara temin edilmiş olan kolaylıklardan hiç biri ayrık tutulmayacaktır (m.42). Gayrımüslim azınlıklara mensup Türk tebaası, itikatlarına aykırı veya dini ayinlerini ihlal eden her hangi bir işlemin ifasına mecbur tutulmayacak ve hafta tatilleri gününde mahkemelerde bulunmaktan veya her hangi bir kanuni işlemin icrasından kaçınmaları dolayısıyla hak kayıpları olmayacaktır (m.43)

Türkiye, bu fasıldaki düzenlemenin, Türkiye’nin gayrımüslim azınlıklara ilişkin olduğu mertebede uluslararası yarara sahip taahhüt niteliğinde ve Cemiyeti Akvamın kefaleti altına konulmasını kabul eyler. Bu düzenleme, Cemiyeti Akvam Meclisinin çoğunluğunun muvafakati olmaksızın değiştirilemez (m.44). Andlaşmaya göre, bu fasılda Türkiye’nin gayrımüslim azınlıkları hakkında tanınan haklar, Yunanistan tarafından da kendi ülkesinde bulunan Müslüman azınlıklar hakkında tanınmıştır (m.45).

Bizce Lozan Andlaşmasının azınlıklara ilişkin hükümleri, 1948 yılında kabul ve ilan edilen insan Hakları Evrensel Bildirgesi öncesinde, yalnızca azınlıklar için değil, Türkiye ve Yunanistan’da uygulanacak ve diğer ülkeler için de örnek teşkil eden genel düzenleme niteliğindedir. Çünkü bu düzenleme, ne azınlıklara imtiyaz, ne de çoğunluk olan ahalininkine yakın haklar tanımakta, dini haklar konusunda çoğunluk ile azınlığa aynı hakları sağlamaktadır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi de azınlık çoğunluk ayırımı olmaksızın herkesin din ve vicdan özgürlüğü olduğunu kabul ve ilan etmektedir. Bu alandaki sorunlar, düzenlemeden kaynaklanmayan uygulama sorunlarıdır.

www.belediyegazetesi.net

 

Bu yazı toplam 1745 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
FUAT BOL
TBMM 23. Dönem Milletvekili
MURAT BAŞARAN
Gazeteci / Yazar