| DOLAR | ![]() |
1,7975 |
| EURO | ![]() |
2,3675 |
| IMKB | ![]() |
62.336 |
| Ankara | -7 / 10 °C |
| İstanbul | 6 / 14 °C |
| İzmir | 0 / 15 °C |
![]() Doç. Dr. GÖKTUĞ MORÇÖL
|
Bir önceki yazımda hizmet iyileştirme bölgelerinin (HİBlerin) başarılarını ve sorunlarını tartışmıştım. HİBlerin kent merkezlerinin ekonomilerini güçlendirmede ve kentlerin yaşam kalitesini yükseltmede önemli katkılarda bulunduklarına ve saylarının son yıllarda hızla arttığına değinmiştim. HİBler başarılı bir kamu hizmetlerinin sunumu mekanizması olarak görülmekle birlikte, kimi sorunları da var. Önceki yazımda HİBlerin kendi semtlerini cazip hale getirerek diğer semtlere karşı eşitsizlik yarattıkları ve HİB yönetimlerinin hizmet dağıtımında eşit davranmadıkları gibi eleştirilere değinmiştim.
HİBlere yöneltilen bu ve benzeri eleştiriler daha geniş bir bakış açısından değerlendirilmeli. Demokratik katılım ve demokratik sorumluluk konuları çerçevesinde değerlendirilmeli. Bu yazımda böyle bir değerlendirme yapacağım.
Belediye Gazetesi’nin okurlarının yakından bildikleri gibi, yurttaşların yönetime katilimi, yerel demokrasi, özerklik vb. sorunlar yerel yönetimlerin hep tartışılan sorunları. HİBler de yerel yönetim birimleri. Yetki ve sorumlulukları gittikçe artan ve etki alanları genişleyen “mikro yerel yönetim birimleri” yada “belediyecikler” diyebiliriz. Önceki bir yazımda HİBlerin yönetimlerinde üç ayrı model uygulandığını belirtmiştim: belediyelerin doğrudan ek hizmet götürdükleri HİBler, özerk kamu kuruluşları tarafından yönetilenler ve kar gözetmeyen örgütler (nonprofit corporations) tarafından yönetilenler. Bu modellerden ilkinin uygulamaları azaldı son yıllarda, özerk kamu kuruluşları ve kar gözetmeyen kuruluşlar tarafından yönetilenler ise arttı. Bu son iki modele göre kurulan HİBler mikro yerel yönetim birimleri olarak adlandırılabilirler. Öyle olunca da yerel yönetimlerdeki demokrasi sorunları HİBlere de doğrudan ilişkin hale geliyor.
Hulusi Şentürk’ün 11 Ekim 2011de Belediye Gazetesi’nde yayınlanan yazısında da belirttiği gibi, yerel yönetimler bir ülkede demokratik kurum ve kültürlerin gelişimine önemli katkıda bulunuyorlar. Hatta denebilir ki, yerel yönetimler birer demokrasi okulu. İster yerel yönetimlerde, ister bölgesel ve ulusal yönetimlerde olsun, demokrasinin işleyebilmesi için yurttaşların yöneticilerin seçimine ve kamusal kararların alınmasına katılmaları ve yöneticilerin kararlarından ve eylemlerinden sorumlu tutulmaları gerekli. Bu gereklilikler yerel yönetimlerde özellikle belirgin. Yerel düzeyde yurttaşların yönetimlere daha doğrudan katılabilme olanakları var. Yerel yöneticilerin aldıkları kararlar ile sonuçları arasındaki sorumluluk ilişkisi de daha doğrudan kurulabiliyor. Bu doğrudan katilim ve yöneticilerin sorumlu tutulabilme olanakları yurttaşların demokrasinin isleyişini öğrenmelerine ve demokrasiyi geliştirmelerine yardımcı oluyor.
HİBler kendi bölgelerindeki yurttaşlara çok yakınlar ve doğrudan katılımı sağlamaya ve doğrudan sorumluluk ilişkilerini kurmaya elverişli kuruluşlar. Eğer yerel yönetimler demokrasi okulları iseler, HİBler bu okulların doğrudan uygulama laboratuvarları diyebiliriz. Demokrasi hiç bir yerde sorunsuz ve mükemmel olmadığı için bu uygulama laboratuvarları da sorunsuz ve mükemmel değiller. HİBleri ilk uygulamaya koyan ülkeler (ABD, Kanada, İngiltere, Iranda, Güney Afrika, vb.) hem kendi deneyimlerinden hem de diğer ülkelerin deneyimlerinden öğrenerek bu yerel örgütlenme biçimlerini daha demokratik ve etkin hale getirmeye çalışıyorlar.
ABD’nin 50 eyaletindeki HİB yasaları üzerine yaptığım araştırmalar bu yerel örgütlenme biçiminin 1960lardan bu yana bir evrim geçirdiğini gösteriyor. Bu evrim genel olarak demokratik katilimin artırılması ve HİB yönetimlerinin yönettiklerine karşı sorumluluklarının artırılması yönünde.
HİBlerde demokratik katilim onların kuruluş aşamasında başlıyor. HİBlerin kuruluş süreçlerinde ABD’nin eyaletleri arasında kimi farklılıklar olmakla birlikte, genel olarak söyle bir prosedür izleniyor: Önce HİB olarak tanımlanacak bölgedeki mülk sahiplerinden belirli bir yüzdesinin belediyeye başvuru yapması gerekiyor. Bu yüzdeler bir eyaletten diğerine değişiyor, %25 ile %50 arasında. Bu başvuru ile birlikte bir HİB kuruluş ve çalışma planı sunuluyor. Bu planda bölgenin sınırları tanımlanıyor ve hangi tur ek hizmetlerin getirileceği ve bunlar için ne oranda ek vergi toplanacağı belirtiliyor. Belediye meclisi bu başvuruyu görüşüp, uygun bulursa, bir ön karar veriyor. Bu ön karardan sonra, HİB planının kamuoyuna en geniş bir bicimde duyurulması gerekiyor. Bu duyurunun arkasından belediye meclisinin en azından bir oturumunda yurttaşların görüşlerini dinlemesi gerekiyor. Bu oturumda HİB kurulmasından yana olanlar ve karşı çıkanlar görüşlerini açıklıyorlar. Belediye meclisinin HİB konusunda son kararını vermesinden önce bölgedeki mülk sahiplerinin ya bir referandum ile ya da yazılı dilekçeler vererek kuruluş kararını onaylaması gerekiyor. Genellikle bölgedeki mülk sahiplerinin %50 den fazlasının HİB’in kuruluşunu doğrudan onaylaması gerekiyor. Kimi eyaletlerde doğrudan onaylaması gerekenlerin oranı %75. Yeteri kadar onay sağlanmadığı durumlarda HİB kurulamıyor. Bu onay sağlandıktan sonra bile belediye meclisi HİBin kuruluşunu reddedebiliyor, eǧer bunu kamu yararına uygun bulmazsa. Kısacası bir HİBin kurulması surecinde yurttaşlar doğrudan ve belediye meclisindeki temsilcileri aracılığı ile, bir çok noktada, karara surecine katılabiliyorlar.
Yakın geçmişte Philadelphia’da yaşanan bir durum HİBlerin kuruluşu sürecinde demokratik katilimin önemine örnek olarak verilebilir. Kentin Callowhill mahallesinde bir HİB kurulması girişimi (http://www.crvnid.org/) gecen Aralık ayındaki referandumda mülk sahiplerinin %52sinin oyları ile reddedildi. Bu önemli ve beklenmedik bir gelişmeydi ve yerel basında haftalarca tartışıldı. Philadelphia HİBlere alışkın bir kent. Son 20 yılda kurulmuş birçok HİB faaliyette Philadelphia’da. Callowhill’deki HİB kurma projesini hem bu mahallenin belediye meclisindeki temsilcisi ve hem de semt olan Center City’nin HİBi aktif olarak destekliyordu. Belediye meclisi de HİB kurulması konusunda oybirliği ile bir ön karar vermişti.
Callowhill’de önerilen HİBin neden reddedildiğini anlamak için bu mahallenin demografik yapısına ve HİB kurma sürecinin ayrıntılarına göz atmak gerekiyor. Callowhill eskiden canlı bir sanayi bölgesi imiş. 1970li ve 1980li yıllarda nüfus kaybına uğramış ve yoksullaşmış. Son 15-20 yılda buradaki ev fiyatlarının ucuzlamış olmasından yararlanmak isteyen paralı ve eğitimli orta sınıf insanlar mahalleye yerleşmeye başlamışlar. Bu “gentrification” süreci, birçok kentsel bölgedekine benzer sonuçlar doğurmuş. Mahallenin eski sakinleri ile yeni gelenler arasında anlaşmazlıklar ve çekişmeler başlamış. Callowhill’de HİB kurma projesi daha çok “yenilerin” desteklediği bir proje. Bu “yenilerin” HİBi kurmak istemelerinin amaçlarından birisi bu mahalleden gecen ve uzun yıllardır terkedilmiş olan bir tren yolu parçasını kamuya açık bir parka dönüştürmek. HİBden sağlanacak ek vergiler ile bu park projesini finanse etmek istemişler. “Eskiler” park projesinin kendi vergileri ile gerçekleştirilmesine itiraz etmişler. Mahalle sakinlerinin birçoğu da HİB projesinin kendilerine yeterince duyurulup fikirlerinin sorulmamasına içerlemişler.
Sonuçta HİB kurulma projesi çoğunluğun oylarını alamadığı için reddedildi. Ama projeyi yeniden canlandırma çabaları var. Projeye öncülük edenler bu kez mülk sahiplerinin çoğunu ikna edebilmek için neler yapmaları gerektiğini düşünüyorlar.
HİBler kurulduktan sonra da onların yönetimleri kamuya karşı sorumu tutuluyorlar ve kamunun temsilcileri tarafından denetleniyorlar. Bunların mekanizmaları yasalarla oluşturuluyor. ABD’nin çoğu eyaletinde HİBlerin yönetim kurulu üyeleri belediye meclisleri ve belediye başkanlarının ortak kararları ile atanıyorlar. Kimi eyaletlerde ise üyeler doğrudan bölgenin seçmenleri tarafından seçiliyorlar. Seçimle gelen yönetim kurullarında genellikle belediye meclisi ve başkanı tarafından atanan temsilciler bulunuyor. Yönetim kurulları belediyelere yıllık raporlar vermek zorundalar, geçmiş yılın faaliyetleri ve mail durumları ile ilgili. Kimi eyaletlerde HİBlerin yıllık bütçelerinin belediye meclisi tarafından onaylanması zorunluluğu var.
Bazı eyaletlerde HİBlere sınırlı bir yaşam süresi tanınıyor. Kurulduktan 5 ya da 7 yıl sonra, yeniden çoğunluğun onayını almadıkları surece, HİBler lağvediliyor bu eyaletlerde. Tüm eyaletlerde geçerli olan bir kural var: Yaşam süreleri sınırlı olsun ya da olmasın, HİBler belediye meclislerinin kararları ile, ya da seçmenlerin çoğunluğunun oyları ile, her hangi bir zamanda lağvedilebiliyor.
HİBlerin kurulması sürecinde ve yaşamları boyunca demokratik katılım ve denetimin sağlanması için her türlü tedbir alinmiş gibi görünse de, bunların yeterli olmadığı eleştirileri de var. İki temel konuda eleştiriliyor HİBler.
Birincisi HİBlerin kuruluşlarında ve yönetim kurullarının seçilmelerinde uygulanan oylama kurallarına ilişkin. Bu kurallar ABD’deki eyaletler arasında farklılık göstermekle birlikte, çoğu eyalette hizmet iyileştirme bölgesi olarak tanımlanan coğrafi alan içinde kalan mülklerin değerlerine göre mülk sahiplerine oy hakki tanınması. Bu bir şirketin hisse senedi sahiplerinin hisselerinin değerleri ölçüsünde oy kullanabilmeleri gibi bir durum. Kimileri bu durumu demokrasinin eşitlik ilkesine aykırı buluyor. New York’taki federal mahkemelerde 1990li yılların sonlarında görülen bir dizi davada HİBler için yapılan oylamalarda mülklerin değerine göre oy kullanma hakkının yasalara aykırı olmadığına karar verildi. Mahkemeler bu kararın gerekçesi olarak HİBlerin belediyelerden farklı olduklarını ve “sınırlı amaçları olduğunu” öne sürdüler. Mahkemelerin bu kararları bazı hukuk profesörleri tarafından eleştirildi (örneğin Richard Briffault “A Government for Our Time? Business Improvement Districts and Urban Governance”, Columbia Law Review, 1999). Mülk değerine göre oy kullanma ilkesinin doğruluğunu savunanlara göre: HİBler için toplanan vergiler mülk değeri temelinde hesaplandığına göre, daha çok para verenlerin daha çok oy kullanma hakları olmalı. Bu konudaki tartışma daha geniş demokratik katılım ve yurttaş hakları tartışmaları çerçevesinde devam ediyor.
HİBlerin demokrasi açısından eleştirildikleri ikinci konu bunların mülk sahipleri dışındaki hemşerilerine karşı demokratik sorumluluklarının olmayışı. Bir önceki yazımda da değindiğim gibi, ABD’nin çoğu eyaletinde sadece ticari mülk sahipleri HİBler için vergi veriyor ve bunların yönetimlerine katılıyor. Çoğu eyalette konut sahipleri vergilendirme ve yönetime katılmanın dışında bırakılıyor. Bunun yarattığı sorunları çözebilmek için kimi eyaletler konutların çoğunlukta olduğu bölgelerde farklı türde HİBler kurulabilmesine olanak tanıyorlar. Oralarda konut sahiplerinden ek HİB vergisi toplanıyor ve konut sahipleri yönetime katılıyor. Bu uygulamalar kimi sorunlara çözüm getirse de hala daha genel bir sorun var: Mülk sahibi olmayanlar HİB yönetimine katılamıyorlar. Örneğin bir hizmet iyileştirme bölgesinde kirada oturanların günlük yaşamları HİB yönetimlerinin kararlarından etkilense de bu kararları etkileme hakkına sahip değiller. Ticari mülklerin kiracıları olanlar ise kimi eyaletlerde bazı haklara sahipler. Onların yönetime katılmalarına olanaklar sağlanıyor.
HİBlerin demokrasi okulunun laboratuvarları olduğu gözlemime geri dönerek yazımı noktalamak istiyorum. Her laboratuvar deneyinde olduğu gibi, HİB deneylerinde de demokrasinin katilim ve sorumluluk ilkeleri sınanmakta. Kimi deney sonuçları olumlu, kimileri de olumsuz. Ve yeni deneyler yapmak için fikirler üretiliyor bu laboratuvarlarda.

























