Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
HULUSİ ŞENTÜRK
Hemşehriler mi, Kent Sakinleri mi?
28 Ağustos 2012 Salı 20:08

Kentlerimiz akabildiğine sorunlar içerisinde debelenirken, sorunlara kalıcı ve etkin çözüm üretebilme
çabalarının da istenilen sonuçları vermediği ortada. Her geçen gün hızla büyüyen, büyümeyle beraber
sosyal, ekonomik, kültürel, vb. her alanda sorunları da artan kentlerimiz.

Kent hayatının önemi ve gereği üzerinde bu kısacık yazımızda duracak değiliz. Bizler için bu kadar önemli olmasına rağmen neden kentlerimizin sorunlarına çözüm üretemiyoruz? Elbette bu soruya verilecek çok sayıda cevap vardır ve her birinin de o kadar haklı yönleri vardır. Ancak en önemli neden bizlerin daha kent ve kentle ilgili olgular hakkında bile ortak bir literatüre sahip olamayışımız ve kullandığımız kavramları da çok zaman yanlış kullanışımızdır. Daha kavramları bile yanlış kullanan bizlerin doğru çözümü bulması ne kadar mümkün olabilir? Her halde sonsuz sayılabilecek kadar çok yanlış çözümleri denedikten sonra doğru çözümü bulmuş olacağız.

Kentlerle ilgili yanlışlarımızın biri, sıklıkla kullandığımız hemşeri kavramıdır. Ben de dahil bir çoğumuz aynı kentte yaşadığımız insanları hemşeri olarak tanımlayabiliyor, çoğu kent yöneticilerimiz “sevgili, hemşerilerim” diye başlayan söylevler irad edebiliyor. Oysa aynı kentte yaşayanlar birbirleriyle hemşeri midir?

Hemşeri, aynı memlekette yaşamış kişilerin, kendi memleketleri dışında iken birbirleri ile olan bağı tanımlayan bir kavramdır. Yani gurbette bulunan kişiler arasında, aynı memleketten olanların birbirlerine göre konumlarını tanımlayan bir kavramdır. Örneğin, Kastamonu’da yaşayan Kastamonular birbirlerinin hemşerisi değildir. Buna karşılık İstanbul’da yaşayan ama aslen Kastamonulu olanlar İstanbul’da iken birbirlerinin hemşerisidirler.

Bir kent yöneticisi, kentlilere seslenirken “hemşehri” diyorsa, o takdirde hiçbiri kendisini içinde bulundukları kente ait hissetmiyor demektir. Tabi bu kavramın tanımından hareketle ortaya çıkan sonuçtur. Aslında kastedilen, o kentte birlikte yaşayanlar olmaktır ve aidiyet duygusu barındırmaktadır. Kaydedilenin bu olması kullanılan kavramın doğru olmasını sağlamaz.

Bir kentte yaşayan ve kendini o kentte ait hissedenler, o kentte hemşehri değil, o kentin sakinleridir. Kent sakini, yani o kentte yaşayan, sükuneti o kentte bulan kimsedir. Herhalde kentlerimiz artık içinde yaşayanlara sakin bir hayat sunamıyor olduğu için kent sakini kavramını kullanmaktan vazgeçmiş görünüyoruz. Oysa, hemşeri de sükunet yoktur. Çünkü o aslen ait olduğu yerde/sılada değil, yaban ellerde/gurbettedir. Yaban ellerde yaşayan daima memleket hasreti çeker ve yaşadığı yeri sahiplenemez.

Kentlerimizin sorunlarının çözümü için öncelikle kentlerimizin sahipsizlikten kurtulmaları gerekiyor. Daha önce birçok yazımızda belirttiğimiz gibi, kentlerin sahipleri kent yöneticileri değildir ve olamazlar. Kentin olması gereken sahipleri o kentlerde yaşayanlardır. Yöneticiler, kent sahipleri adına kentin ortak ihtiyaçlarını karşılamakla görevli kurumların idarecileridirler.

Hemşeri, yaşadığı kenti sahiplenen değil, geldiği kenti özleyen kişiler olduğuna göre, kentlerde yaşayanları hemşeri olarak tanımladığımız sürece kentlerimizin sahipsiz kalmasını da kabullenmemiz gerekmektedir. Kentlerimizin çözüm için sahiplerine ihtiyacı bulunmaktadır. Mevcut durumda o kentte sakin bir yaşam süremiyorsa da, sakin bir yaşam süreceği kenti inşa etmeyi amaçlayacak kişilere, yani kent sahiplerine ihtiyacımız bulunmaktadır.

Bu arada kent ile metropol kavramlarını da tartışmakta fayda var. Kentin sakinleri, olabilir ama acaba metropollerin sakinleri olabilir mi? Metropol ile sükunet kavramları birbirleri ile ne kadar uyumludur? Bu bir başka tartışma konusu olsa gerek

Not: Yazımızda bazen hemşehri, bazen hemşeri yazılımını kullandık. Türk Dil Kurumu’na göre hemşehri ama Dil Derneği’ne göre hemşeri yazımı doğru.

www.belediyegazetesi.net

Bu yazı toplam 3319 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
FUAT BOL
TBMM 23. Dönem Milletvekili
MURAT BAŞARAN
Gazeteci / Yazar