| DOLAR | ![]() |
1,7975 |
| EURO | ![]() |
2,3675 |
| IMKB | ![]() |
62.336 |
| Ankara | -7 / 10 °C |
| İstanbul | 6 / 14 °C |
| İzmir | 0 / 15 °C |
![]() ARİF ADNAN ALMEMAN
|
Türkiye’de konut üretimi denildiğinde rahmetli Özal’ın Vahit Erdem ve Hakkı Duyuldu’ya 1984 yılında genel idare dışında kurdurduğu TOKİ’nin yeri ve önemi tartışılmaz. Bugüne geldiğimizde 81 il ve 800 ilçede üretilen 550.000’den fazla konut bu önemin en kesin kanıtıdır.
TOKİ’de Erdoğan Bayraktar (2003-2011) dönemi ise nicelik olarak takdire şayan bir performans göstermektedir. Üretilen konutların 508.327 adeti bu dönemde üretilmiştir.
Bu konutların 201.660'ı dar ve orta gelir grubu için, 138.503'ü alt gelir ve yoksullara yönelik, 62.214'ü gecekondu dönüşüm, 18.988'i afet konutları, 3.907'si tarımköy uygulamaları kapsamında üretilmiştir. Ayrıca TOKI’den mali destek alan 940 bin konutun 400 bine yakını yine bu dönemde kredilendirilmiştir.
Bu dağılım bize TOKİ’nin en önemli sosyal konut üreticisi olduğunu ve Devletin bu konuda üzerine düşen sorumluluğu ciddi olarak yerine getirdiğini göstermektedir. Barınma ihtiyacı Maslow’un beş basamaklı olarak tanımladığı insan ihtiyaçları listesinde içinde ilk sırada yer almaktadır. Bu bakımdan iktidarın bu 8 yıllık dönemi, Sağlık yatırımlarının yanısıra şehircilik yatırımları ile sosyal devlet olmak adına önemli bir sorumluluğu yerine getirmiştir diyebiliriz.
İspanya Kraliyet Ailesi tarafından “Alt Gelir Grubuna Yönelik Konut Üretimi”nden dolayı kraliyet nişanı ödülü verilen TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar da bu idarenin en başarılı başkanları arasında yerini almıştır. İnşaat Mühendisi olan Bayraktar aynı zamanda “Metropol Şehirlerde Alternatif Yerleşim Birimleri” tezi ile yüksek lisans yapmış ve “İnşaat Sözleşmeleri” konusundaki tezi ile de Bükreş Üniversite’sinden derece almıştır. Bayraktar’ın TOKI başkanlığındaki başarılarının tesadüf olmadığı bu özgeçmişte görülmektedir.
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı adı doğrudan şehir planlama uzmanlığını odak alan yeni oluşum, diğer her meslek mensupları gibi şehir plancılarının da yıllardır bekledikleri bir öneme atfedildiğinin işaretidir. Bayraktar ilk Şehircilik Bakanı olarak da idari tarihimizde yer alarak önemli bir sorumluluğun altına girmektedir. Çevre ve Şehircilik adı ile “çevre boyutu” ile birleştirilerek, medeni barınma koşullarının yaratılması yanısıra çevresel sorumluluklar örtüştürülen bu yeni yapıda hizmet vermek iki kez güç olacaktır. Menfaat çatışmalarını cesaretle karşılamak ve tarafsız olarak karar vermek gerekecektir.
Rahmetli Özal’ın cesaretle desantralize ettiği ve yerel yönetimlere bıraktığı imar planlama yetkisinin ne kadar kötü sonuçlar da verdiğini önceki yazılarımda belirtmiştim. Doğru kurgulanmayan vu yetki ile kıyılar betonlaştı, altyapısı eksik alanlar çok katlı binalarla doldu. Belirili bir regülasyon otoritesine bağımlı olmayan her yetkinin suistimal edilmesi ya da en azından naiv hatalar içine düşmesi kaçınılmazdır. Şehircilik alanında son 20 yılda bu yaşanarak öğrenilmiştir.
Görülüyor ki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu alandaki koordinasyonsuzluğu ve vahşi yerel yönetim kapitalismini dizginlemek üzere kurulmuştur. Bakanlık esas olarak şu görevlerle donatılmıştır;
- Yerleşme, çevre ve yapılaşmaya dair imar, çevre, yapı ve yapım mevzuatını hazırlayamak, uygulamaları izleyemek ve denetlemek
- Çevrenin korunması ve iyileştirilmesiyle çevre kirliliğinin önlenmesi için prensip ve politikaları tespit etmek
- Eğitim, araştırma, projelendirme, eylem planları ve havza koruma planları ile kirlilik haritalarını çıkartmak
- Hava, su ve toprak gibi alıcı ortamlara katı, sıvı ve gaz halde atık bırakarak kirlilik oluşturan veya oluşturması muhtemel her türlü tesis ve faaliyetin, çevresel etkilerini değerlendirmek
- İklim değişikliğiyle ilgili iş ve işlemleri yürütmek
Bakanlık, tüm bu sorumlulukları yerine getirmek için ölçüm ve izleme çalışmaları yapacak, faaliyetleri izleyecek, izin verecek, denetleyecek ve kontrol edilmesini sağlayacaktır.
Bu görev tanımı ile Bakanlığın bir regulator olarak bugüne kadar süregelen kaos’u bir düzene sokmak amacı taşıdığını söyleyebiliriz. Bu regulator görevinin tarafsız bir Başkanlık altında yürütülmesinin daha iyi olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur ama görevleri iyi tanımlanmış bir “düzenleyicinin” olmazsa olmaz ihtiyaç olduğu kuşku götürmez.
Ortak değer, ilke, politika ve standartlar olmadan iyi yönetim uygulamalarını gerçekleştirmek mümkün değildir. Bu, şehircilik uygulamaları için de böyledir. Her yerel yönetim kendi değerleri ile farklı uygulamalar içinde olursa bu özerklik değil kaos yaratmak olur. Bu sonuç “tek devlet” altında yaşamayı imkansız kılar. Hele hele tek küresel standartlar altında yaşamaya zorlayan günümüz gerçekliği (sınır ötesi kirlilği önlemek vb adına) bu yerelliğin yanlışlığı orta koymaktadır.
Özetle, uygulama farklılıklarında yerel özerkliğe evet, ama evrensel kurallar ile standardize edilen çevre ve şehircilik kuralları altında olmak şartıyla. Çünkü insanlar ve gruplar kendiliklerinden, “oyun kuramı-game teori” de rasyonalize edelen “kazan/kazan-win/win” stratejileri ile işbirliği yapacak bilgi ve görgü sahibi olamazlar. Menfaatlerin çatıştığı toplumsal işbirliği alanında, bir yol gösteren, örnek olan ve düzenleyen kurum şarttır. Bakanlığın bu göreve soyunduğunu görüyoruz. Esas itibari ile bu çok önemli bir ilktir.
Bakanlık, her tür ve ölçekteki fiziki planlara ve bunların uygulanmasına yönelik temel ilke, strateji ve standartları belirleyerek, yapı denetimi sistemini oluşturarak, yapılardaki enerji verimliliğini artıran düzenlemeleri gerçekleştirerek, kamu kurum ve kuruluşlarına ait bina ve tesislerin ihtiyaç programlarını hazırlayarak, tabiatın korunmasına yönelik politikalarla ormanların geliştirilmesi, bakımı su kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına dair politikalar oluşturarak, konut sektörüne ilişkin stratejiler geliştirerek, ulusal coğrafi bilgi sisteminin kurarak bu düzenleyici ve politika yapıcı görevlerini yerine getirecektir.
Aslında Bakanlığın en önemli görevi “iklim değişikliklerini, meteorolojik olayları izlemek, bunlarla ilgili plan ve politikaları belirlemek görevlerini” yürütecek olmasıdır. Çünkü insanoğlunun geleceğinde daha bugünden eğilimlerini izlediğimiz çok önemli bir değişim başlamış ve devam etmektedir. Iklim değişimi insanın yarın var olma mücadelesi vermek zorunda kalacağı, tüm ulusal politikala ve stratejileri kökünden değiştirecek ve işbirliği için bugünden temelleri atılmazsa yarın insanoğlunu potansiyel olarak karşı karşıya getirecek en önemli değişimdir.
Tüm bu kaygılarla doğru ihtiyaçlara karşılık verecek yeni bir teşkilatın kurulmasını çok öenmsiyorum. Bu teşkilatın deneyimli ve bilgili bir Bakanın liderliğine bırakılması da çok olumludur. Bayraktar’ın inşaat mühendisliği kökeni çevresel boyutlar hakkındaki kaygılarımı her ne kadar artırsa da bu konuda bir karar vermek için henüz çok erken. Umarım geçmişte TOKI uygulamalarında şikayet edilen çevresel boyutlar bu yeni Bakanlığın müşterek sorumlulukları içinde minimize edilecektir.
Hep söylediğim ve bıkmadan söylemeye devam edeceğim gibi doğru uygulama yapmak için öncelikle doğru işlerin tanımlanması şarttır. Doğru işlerin tanımlanması ise doğru ilke, politika ve standartların tanımlanmasından bağımsız olamaz. Umarım bu “Düzenleyici Bakanlık” doğru işleri tanımlamak konusunda başarılı olacaktır.
Son söz; Etkili değişim doğru teşkilat yapısı ister.

























