Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
HULUSİ ŞENTÜRK
Deprem Riski ve Bina Dayanım Testleri
05 Aralık 2011 Pazartesi 16:37

Deprem kuşağında yer alan ve ne yazık ki sıklıkla yaşadığı depremlerde ciddi can ve mal kaybı veren ülkemizde asıl sorunun deprem değil dayanıksız bina stoğu olduğu konusunda herkes hemfikirdir. Yıllardır konuşulan bu konuda ne yazık ki alınan mesafe son derece yetersiz kalmaktadır. Van depreminden sonra tekrar gündeme gelen ve radikal sayılacak düzenlemeleri içeren önlemler paketi umarız ki uygulamaya geçebilir.

Binalarının depreme dayanıklı  olup olmadığını merak eden bina sahiplerinin beton dayanım testlerine başvurduğunu görüyoruz. Betonun dayanım gücü  elbette bir binanın depreme dayanıklı olup olmadığı  konusunda önemli bir veridir ancak yeterli midir? Elbette hayır. Bir binanın depreme dayanımlı olup olmadığını anlamak için binanın bulunduğu arazinin yapısı, binanın taşıyıcı sistemlerinin ne kadar deprem hesaplarına uygun olduğu, taşıyıcı sistemde kullanılan demirin özelliği, örülmesi ve hatta kolon ve kirişlerde yatay donatı olarak kullanılan, elemanlara gelen kesme kuvvetlerine karşı dayanım sağlayan etriyelerin sıklığı, demir aksamının korozyona uğrayıp uğramadığı gibi çok çeşitli verilerin elde olması ve bu verilere göre dayanın tespitleri yapılması gerekmektedir.

Sadece beton testlerine bakarak binaların depreme dayanıklı olup olmadığının söylenemeyeceğini bırakın inşaat mühendisleri, inşaatlarda çalışan ustalar, kalfalar bile bilir. Gerçekten binaların dayanın değerlerini elde etmek istiyorsak entegre testlere ihtiyacımız< bulunmaktadır. Aksi takdirde kendimizi kandırmaktan öteye geçemeyiz.

Entegre testlerle dayanım hesapları ortaya çıkan binaların özellikle ciddi tehlike arz edenlerinin ne suretle olursa olsun yıkılmaları kaçınılmazdır. Ancak burada kamulaştırma veya kamu gücü ile yıkıma zorlama mümkün ama çok sağlıklı bir yöntem değildir. Öncelikle şehirlerimizdeki fiili imar durumlarını kabul etmemiz gerekmektedir. Özellikle 1980-2000 dönemlerinde ne yazık ki, yapılan binaların  çok büyük bir bölümü imar hakkının çok üstünde emsallerle yapılmış, daire sahiplerine tapu yerine arsa payı  verilmiştir. Örneğin bugün 24 daireli olarak gördüğümüz bir binanın resmi imar hakkı 10 daire olabilir ve biliyoruz ki büyük  çoğunluğu bu şekildedir.

Öyle ise sorun şurada: Bu binayı yıkıp yerine 10 daireli yeni bina yapacaksak kalan 14 daire sahibi ne olacaktır? Bu soruya sağlıklı ve gerçekçi cevaplar üretmek zorundayız. Hemen birileri “imar affı mı istiyorsun?” diye sorabilir. İmar affı istemiyoruz ama insanlarımızı tabutlarda yaşamaktan kurtarmak istiyoruz. Tabutlardan kurtulmasının yolu, var olan binaların mevcut emsalini kabul etmek ve fazla emsal ile ilgili olarak da bazı bölgelerde uygulanan “emsal taşıma yönteminin” hayata geçmesini istiyoruz. Bu bina sahipleri, kentin çeperlerinde, fazla emsallerini karşılayacak kadar arazileri satın almaları ve bu arazilerin imara kapatılması ile emsal sorunu aşılabilir.

Bizim aklımıza gelen yöntem bu. Tek doğru çözüm budur demiyoruz ama biz en azından bir çözüm  üretiyoruz. Özellikle şehir plancılarından da gerçekçi çözüm  önerilerini duymak istiyoruz. Her öneriye karşı çıkmak marifet değildir, marifet çözüm üretmektir.

www.belediyegazetesi.net

 

Bu yazı toplam 1458 defa okunmuştur
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
FUAT BOL
TBMM 23. Dönem Milletvekili
MURAT BAŞARAN
Gazeteci / Yazar