Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
ABDUSSELAM DEĞER
AB Ülkelerinde Derinleşen Borç Krizi ve Türkiye Ekonomisine Etkileri
05 Ağustos 2011 Cuma 22:20

 

AB’de başlayan borç krizi, bazı ekonomik ve siyasi aktörlerce, Türkiye ekonomisinin ısındığı ve bu sebeple, ülkemize bir krizin sitrayet edeceği yönünde tezler ileri sürüldüğü gözlenmektedir. Tarafımızca, AB ve ABD’ki  krizin derinleşmesi, Türkiye gibi sağlam ekonomilere daha fazla para, ve döviz gireceğine sebep olacağı, diğer yandan, Ülkemizdeki ekonomik ısınma adledilen durumun aslında Türk ekonomisinin gelişme sürecine girdiğinin belirtisi ve bu küresel krizden daha da  güçlü bir şekilde çıkacağı değerlendirilmektedir. Türkiyenin bu krizden güçlenerek çıkacağını biraz niteliksel birazda rakamsal olarak ifade edelim.

Türkiyenin kamu borcunun/GSYİH oranı yüzde 41,6 olduğu, bu rasyo, batacağı yönünde tartışmaya konu olan Yunanistanda yüzde 142,  İtalya’da yüzde 119, Portekiz’de yüzde 83, İrlanda’da yüzde 96,  İspanya’da yüzde 60, Euro Bölgesinde ortalama yüzde 85 olduğu, 2011 yılında ise adı geçen bu ülkelerin tümünün bu borç oranlarının yüzde, yüzü geçeceği öngörülmektedir. Diğer yandan bu rasyonun  2010 yılında  ABD’de  yüzde 91,6 ve  Japonya’da  yüzde 220  olduğu  izlenmektedir.

Türkiyenin 2010 yılında Bütçe açığının/GSYİH oranı yüzde 3,7 olduğu, bu rasyo, batacağı yönünde tartışmaya konu olan Yunanistanda yüzde 9,6 İtalya’da yüzde 4,6, Portekiz’de yüzde 7,3 İrlanda’da yüzde 32,2, İspanyad’da yüzde 9,2, Euro Bölgesinde ortalama yüzde 6,1 olduğu, diğer yandan  bu rasyonun ABD’de yüzde 10,6 ve Japonya’da yüzde 9,5 olduğu izlenmektedir. Türkiyede geçen yıl sergilenen bütçe performansının devamında da 2011 yılının ilk 6 ayında 2.9 Milyar TL fazla bütçe verdiği bilinmektedir.

2010 yılının ilk 5 ayında Türkiye’ye gelen pörtföy yatırımı( sıcak para) 15 Milyar dolar,  sermaye yatırımı ise( doğrudan yatırım) 6.5 Milyar dolar civarında olduğu gözlenmektedir. IMF’in raporunda Türkiyede 2011 yılında 80 Milyar dolara tekabül eden cari açığın /Mili gelire oranı ise yüzde 10,5 çıkacağı tahmin edildiği, bu cari açığın gerçekleşmesi durumunda dahi, Türkiyedeki bütçe performansı ve borç yükünün optimal olması sebebiyle, 1994-2001 yılları arasındaki krizlere sebebiyet vermeyeceği değerlendirilmektedir. Çünkü eski dönemlerde siyasi iktikrar ve güçlü ekonomi yoktu kamu borçları ve bütçe açığı rasyoları krize ışık tutuyordu, bu nedelerle geçmiş dönemlerde cari açığın /milli gelire oranı yüzde 6-7 bulduğunda kriz çıkıyordu, fakat şuan ise öyle bir durumun olmadığı yukarda verdiğimiz verilerle açıkça görülmektedir. Öte taraftan, Türkiyenin ihracatının yüzde 60’nı ve ithalatın yüzde 40’nı  Avrupa ülkelrinden yaptığı, doğrudan yatırımların yüzde 75’nin Avrupa ülkelerinden geldiği, bu nedenle AB’ki derineşen borç krizin sadece bizim ihracatımız üzerinde bir risk unsuru olduğu değerlendirilmektedir. Özellikle otomotiv ihracatının yüzde 74,4 AB ülkelerine yapıldığı unutulmamalıdır. Bu risklere karşı hükümet tarafından, afrika ve doğu ülkelri gibi bu krizde ekonomileri sağlam olan ülkelere yönelik ihracat stratejisinin geliştirildiği, ayrıca bizin AB olan ihracatımızıni büyük bölümü AB’ içerisinde kizden etkilenmeyen ve sağlam ülkeler olduğu bilinmektedir. Bu çerçevede cari açık bir  risk unsuru olasada, hükümetçe alınan önlemler ve yukarda açıkladığımız türkiyeye özgü özel koşullar ve başta bütçe performansı olmak üzere diğer makro göstergelerin sağlam olması dolayısyla,  nasılki 2008 yılı eylül ayında Lehman Brothers'in batması ile küresel bir krize dönüşen ABD kaynaklı mortgage krizi,  Sayın BAŞBAKANIMIZIN daha önce dediğ igibi küresel krizin ekonomimizi teğet geçeceği sözü haklı çıktığı gibi, Türk ekonomisi üzerinde bir risk unsuru olduğu gözlemlenen cari açığın, Ülkemiz ekonomisini teğet geçeceği tarafımızca değerlendirilmektedir.
Halkımızın tüketici kredisi borcu ne kadar?

2011 Haziran itibarıyla, halkımızın 76 milyar TL ihtiyaç kredisi ve diğer tüketici kredileri, 69 milyar TL konut kredisi, 6 milyar TL taşıt kredisi, olmak üzere toplam 152 milyar TL tüketici kredisi borcu olduğu görülmektedir. Diğer yandan, 602 milyar TL olan toplam banka kredilerinin yüzde 25’ini tüketici kredileri oluştuştuğu, 2011 Nisan ayı itibarıyla Takipteki tüketici kredileri, 3.3 milyar TL olduğu; bunun 2.3 milyar lirası ihtiyaç kredisi ve diğer tüketici kredisi kullananların borcundan oluştuğu izlenmektedir.

Kredi kartı borçları ne kadar?Halkımızın cebinde 36 milyon kredi kartı, 69 milyon banka kartı var. Halkımız bu kartlarla 2010 yılında 236 milyar TL harcama yaptığı, bu harcamaların yüzde 23’ü taksitli satışlarla ilgili harcamalar olduğu görülmektedir. Halkımızın kredi kartı borcu toplamı 2011-Haziran ayı itibarıyla, 47 milyar TL’ye ulaştığı, Takipteki kredi kartı borcu toplamı 3.7 milyar TL olduğu görülmektedir. Geçen yıl takipteki krediler toplamı 7.9 milyar TL iken bu Nisan ayında 7.0 milyar TL’ya gerilediği görülmekttedir.

Hane halkının yükü ne kadar ağır?  Merkez Bankası’nın Finansal İstikrar Raporu’nda yer alan bilgilere göre Hane halkı toplam borcunun milli gelire oranı İngiltere, İsveç, Portekiz, İspanya’da yüzde 40 dolayında, AB 27 ülke ortalaması, Almanya Hollanda yüzde 30 dolayında. Yunanistan’da yüzde 40 oranında olduğu, Ülkemizde ise Hane halkının toplam borcunun milli gelire oranı 2011 Nisan ayında yüzde 18’ler de olduğu, bu veriler doğrultusunda  biz AB ülkelerinde hane halkının milli gelire oranı en düşük ülke durumundayız.

Halkımız çok mu borçlu?Merkez Bankası verilerine göre, halkımızın toplam borcunun, harcanabilir gelirine oranı  2010 yılında yüzde 41.2’e ulaştığı, Başka bir ifade ile bir  yılda 100 TL harcanabilir geliri olanın birikmiş 41.2 TL borcu olduğu, bu oran 2008 ve 2009 yıllarında yüzde 36 olduğu, görülmektedir. Öte taraftan,  gelişmiş ülkelerde hane halkının borcunun harcanabilir gelire oranı yüzde 100’lere kadar yükselebildiği, Hane halkının harcanabilir gelirinden faiz ödemelerine giden pay yüzde 4.5 oranında olduğu gözlenmektedir. Öte taraftan,TÜİK’in Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması’na göre, her yüz hanenin 40’nın borcu olmadığı, Türkiye genelinde her 100 hanenin 60’ının az-çok borcu olduğu, bu 60 borçlunun; 3’ü borçtan şikayetçi değil. 30’u, borcunu zorlanmadan ödeyebildiğini söylüyor. 27’si borç yükünden yakındığı görülmektedir.

2008 dünya mali krizinin dış şoklarıyla 2009'da yüzde 16.1 seviyesine çıkan işsizlik, Nisan 2011'de yüzde 9,9’za geriledi. Diğer yandan, fert başına gelir ve ücretler de reel olarak arttığı, Son 9 yılda fert başına gelir 3 bin 400 dolardan 10 bin 600 dolara yükseldiği, Türkiye ekonomisinde, devlet bütçesi iyi yönetiliyor ve böylece kamu maliyesinin borçlanma gereğinin azaldığı, bu sebeple, 2009'da kamu kesimi borçlanma gereği yüzde 5.45 seviyesinde olduğu bu oran, 2011'de yüzde 2.13'e gerilediği izlenmektedir. Bankaların kullandırdıkları kredilerin riski ve Banka bilançolarına baktığımızda, toplam kredi tutarının toplam mevduat tutarını geçmediğinin gözlendiği, Toplam krediler, mayıs 2011 tarihi itibarı ile, 622 milyar liraya ulaştığı,  Toplam mevduat ise 684 milyar lira düzeyinde seyrettiği izlenmektedir. Doğu Avrupa ülkelerinde toplam krediler, toplam mevduatın çok üzerinde seyrettiği için risk taşıdığı bilinmektedir.(İsviçre, İsveç ve Avusturya bankaları kendi ülkelerinin mevduatını, Macaristan, Polonya, Romanya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerin tüketicilerine kullandırdıklarından küçük bir şok anında alacaklarını tahsil edemez duruma düşme tehlikesiyle karşılaştılar.) Özetle, Türkiye'de böyle bir gelişmenin banka bilançolarında görünmediği, Kaldı ki takipteki alacakların kredilere oranı da sürekli gerilediği, Geçen yılın sonunda takipteki alacakların kredilere oranı yüzde 3.58 düzeyindeyken Haziran 2011'de yüzde 2.90'a gerilediği görülmektedir. Ancak uluslararası lobiler, Türkiyede faizlerin yükselmesine yönelik olarak AB ve ABD’de derinleşen borç krizini bahane teşkil ederek, Türkiyeden eskiden olduğu gibi yüksek faizle borç verip yüksek karlar elde etmek istiyorlar. Bu lobiler amaçlarına ulaşmalarına yönelik olarak da, Cari açığın arttığını ileri sürerek merkez bankasının faizleri artırmasını istiyorlar, Oysa cari açığı faizleri yükselterek kapatamayız. Çünkü dünyada faizler çok düşük. Biz faizleri arttırdığımız takdirde daha çok sıcak para girişi olacağı açıktır. Öte taraftn, ABD'de işsizlik oranı en son verilere göre yüzde 9.2'ye yükseldi. Dolayısıyla Amerikan Merkez Bankası işsizliği azaltmak için üçüncü bir gevşek para politikası dönemine girip para basmanın yollarını arayabilir. İşte bu ihtimal yeni bir kur savaşını başlatacağı değerlendirilmektedir.Brezilya'nın ardından, İsrail de ulusal paralarının değerlenmesini önlenmesine yönelik olarak, Sıcak paraya yeni vergiler getirecekleri ve böylece,  ucuz ithalata karşı durmayı, ihracatta rekabet gücü kazanmayı hedefledikleri izlenmektedir. Netice itibarı ile ekonomideki gelişmeleri tersinden okuyarak bir ısınma ve risk olarak algılamak yerine, ekonomiyi doğru okuyarak  aslında gelişmenin içerisinde bir ekonomik ısınmanın olduğu gerçeğini görmemiz ve bu krizden türkiyenin siyasi ve ekonomik istikrarıyla güçlenerek çıkacağı değerlendirilmektedir.

Türk ekonomisi, 2010 yılında yüzde 8,9 büyüme oranı ile ( 10,3 büyüme oranına sahip Çin’nin, Dünyada en hızlı büyüyen ekonomi olduğu, 2. Sırada ise 9,2’lik büyümeyle Arjantin  olduğu)  gelişmekte olan Latin amerikanın en büyük ülkesi yüzde 7,5 oranında büyüyen Berezilya’yı geride bırakarak G-20 ülkeleri içerisinde 3. Sırada yer aldığı, diğer yandan, 17 üyeli EORO bölgesinin yüzde 1,7 oranında büyüme gerçekleştirdiği gözlenmektedir. Dolayısıyla, Türkiye 2010 yılı tamamında 8,9’lık ekonomik büyüme oranıyla Avrupa’nın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğu görülmektedir. Türk ekonomisi 2011 yılı ilk çeyreğinde ise (ilk üç ayında) %11 büyüme oranı ile dünyada en hızlı büyüyen ekonomisi olduğu gözlenmektedir. Bir başka ifade ile bu büyüme oranıyla Türkiye Avrupa, OECD ve G-20 Ülkeleri arasında en hızlı büyüyen ekonomi olduğu görülmektedir.  2008 yılı eylül ayında Lehman Brothers'in batması ile küresel bir krize dönüşen ABD kaynaklı mortgage krizi, 2010 yılında Avrupa ülkelerin finansal sistemlerinin taşıdığı kırılganlıklar sebebiyle (Bütçe açığı ve Borç yükü - Euro bölgesindeki 7 ülkenin borç yükü 12 trilyon dolara ulaştığı -) Euro bölgesinin mali krizi haline dönüştüğü gözlemlenmektedir. İşte bu Konjonktürü kendi lehlerine yüksek kazanç sağlamak isteyen küresel finansal lobiler, manipulasyonlarla, raporumuzun ilgili yerlerinde belirtiğimiz üzere, türkiyenin,  kismi olarak cari açık dışında herhangi bir risk unsuru taşımadığı halde, Ülkemizi yüksek riskli olarak gösterip, daha önceki koalisyon dönemlerinde yaptıkları finansal operasyonlarla sermayelerine yüksek faiz alarak kazançlarını artırmak niyetinde oldukları açıktır. Ancak bu lobilerin unuttuğu bir şey var artık Türkiye eski türkiye olmadığı, İktidarda işi bilen güçlü ve güvenli bir iktidar bulunmaktadır.

AB’de derinleşen bu borç krizinin nereden ve ne zaman kaynaklandığı hususunun tespit edilmesi, sorunun çözümüne ve ülkemize nasıl sirayet edeceği ile alınması gereken önlemler bakımından faydalı olacağı kanaatindeyim. AB'nin Maastricht kriterlerine göre, üye ülkelerin, milli gelirlerinin yüzde 60'ından fazla borçlanmamaları ve yüzde 3'ten fazla bütçe açığı vermemeleri gerekirken, bir çok AB ülkesi ortak para birimi EURO’ya geçerken söz konusu kriterlere haiz olmadıkları halde, daha sonra bu kriterleri yerine getirecekleri taahhütünde bulunarak EURO’ya geçmişlerdir. Ancak, ortak para birimine geçişten sonra Maastricht kriterlerine uyum sağlamaları konusunda ne Avrupa Merkez Bankası’nca herhangi bir yaptırım yapıldığı, nede üye ülkeler tarafından herhangi bir yapılanmaya gidilmediğinden, söz konusu ülkelerin borç yükü ve kamu açıklarının sürdürülebilir bir yapıdan çıktığı ve bu sebeble, ABD kaynaklı kriz,bu gün EURO bölgesinin derinleşen borç krizi haline dönüştüğü değerlendirilmektedir. Bu nedenle, AB’de derinleşen borç krizinin çözümüne teminen, Avrupa  Merkez Bankası (ECB) tarafından bütün üye ülkelerin birbirlerine olan borçlarının bir bilanço kalemi altında oluşturulacak bir havuzda toplanması, akabinde bu ülkeler arasında yapılacak bir borç mahsuplaşması neticesinde oluşacak borç bakiyesi riski Avrupa Merkez Bankasında kalmak suretiyle birlik içerisinde optimal bir şekilde üye ülkelere dağıtılarak uygun bir şekilde konsolidasyonunun gerçekleştirilmesinin uygun olduğu değerlendirilmektedir.

12.jpg

13.jpg

14.jpg

15.jpg

www.belediyegazetesi.net

 

Bu yazı toplam 1206 defa okunmuştur
Altının durumu.
Batuhan ÇELİK
Üstat Bayram Sonrası Altının Durumu Ne Olur Bizi Aydınlatabilirmisiniz.
26 Ağustos 2011 Cuma 16:05
Muhterem hocam
Atilla KILIÇ
Üstat sizin yazılarınızı sürekli okuyorum yazdıklarınız hoşuma gidiyor.Bizi bilgilendirmeye devam ederseniz seviniriz.KILIÇ Ailesi adına Atilla KILIÇ.
18 Ağustos 2011 Perşembe 15:54
Aydınlatma
derya
Hocam elimizde bir miktar dövizimi,z var elden çıkartalımmı yoksa bekleyelimmi lütfen bize yardımcı olumusunuz..
12 Ağustos 2011 Cuma 15:27
Kriz hk,
Murat soysal;
Hocam söz konusu kriz bizi ne kadar etkiler bizleri aydınlatabilirmisiniz ? Size inancımız ve güvenimiz var. Tşh;
11 Ağustos 2011 Perşembe 16:59
Ekonomi
Halil ERDEM
Hocam her zamanki yazılarınız gibi anlaşılır ve doğrular paralelinde bir yazı olmuş...
09 Ağustos 2011 Salı 14:44
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI
HULUSİ ŞENTÜRK
TSE Bşk./Yerel Yönetimler Uzmanı
SAMET KOÇ
Kentsel Sis.Ulaştırma Yöneticisi
BURÇAY ÖRÜN
Belediye Gazetesi Gen Yay Dan.